Sanal Alemde Curali'ye Hoşgeldiniz!

(((26 Mayis 1999)))

  • Mehmet DURAN Editör:

  • Misafir Defteri

    Misafir Defteri
  • Canli Radyo

    curaliradyo-width1
  • Curali Hava Durumu

  • Curali Rehber

  • Curali Avrupa Rehber

  • Çayıralan Kaymakamlığı

  • Çayıralan ve Köyleri Der.

  • ŞEHİRLER ARASI MESAFE

  • Destanlar

  • Çayıralan Mermer

  • Kubbealti

  • Curali Şenlik

İftiranın en büyüğü!

Posted by Mehmet Duran 10 Kasım 2014

ekrem-dumanli11       Bir zamanlar, “Her gün aşure, her yer Kerbela!” diyerek ‘siyasal İslamcılık’ yaptığını sanan ve kitleleri harekete geçirmek için eylemci ajitasyona başvuranlar, bugünlerde “her gün yalan, her gün iftira” formülüne sığınmış görünüyor.

EKREM DUMANLI. ZAMAN

 

Gün geçmiyor ki malum medyaya (ve bu arada devletin bazı kurumlarına) iftira dolu iddialar servis edilmesin. Gün geçmiyor ki ‘Cemaat’e komplo kurulmasın ve o çirkin yalanları ispat için düzmece belgelerden medet umulmasın. Akla hayale gelmedik iddiaları allayıp pullayan kişilerden devlet adamı olur mu? İftira makinesi haline gelip canavarlaşan insanlar Müslüman kalabilir mi? Hafazanallah!

Tuzak üstüne tuzak kurdular. ‘Hizmet’ ile ilgili gördükleri kişilerin evlerine, çalıştıkları kurumlara silah bırakıp, ardından o mekânlara baskın düzenlemeyi ve o iğrenç mizansenlerle ‘Cemaat’i silahlı bir örgüt haline getirmeyi denediler. Beceremediler. Beceremeyecekler de. Ne var ki insaf ve vicdan tanımayan despotik cüretin şımarıklığına sığınıp yeni kirli senaryolar peşinde koşmaktan vazgeçmiş de sayılmazlar. Dahası, o karanlık senaryolarına sahte belgeler, yalancı tanıklar uydurarak sürdürmek istiyorlar.

Piyasaya sürülmek istenen son karanlık senaryo Hizmet Hareketi ile PKK arasında sanki bir bağ varmış gibi kara propaganda yapılmasına dayanıyor. Onca yalan ve iftira tutmayınca böyle alçak bir senaryoya sığınanların çaresizliği ortada. PKK ile sarmaş dolaş olanlar, onlara kapalı kapılar arkasında yapamayacakları vaatlerde bulunanlar, Kürt halkının bütününü temsil ediyormuş gibi örgütle masaya oturanlar, verdikleri sözün altında kalanlar işler sarpa sarınca paniklemiş durumda.

Kürtleri tozpembe hayallerle aldatıp “Hele şu seçimi de bir atlatalım…” diyerek oyalayanlar, şimdilerde bir taşla on kuş birden avlayacaklarını sanarak yeni bir ‘eylem planı’ yapmaya kalkışmış görünüyor. Güya bir yandan PKK-Cemaat birlikteliğinden bahsedip koca bir kitleyi recmetmeye yeltenecekler; diğer yandan da bazı cinayetleri bu hayali birlikteliğin üzerine yıkma suçunu irtikâp edecekler. PKK içindeki maaşlı elemanları ve rehin alınmış devşirmeleriyle Camia’yı suçlamak için harekete geçenlerin atladığı çok nokta var. Camia’nın silahla, terörle, kanun dışı herhangi bir yapıyla asla ilişkisi olmamıştır, olmayacaktır. Şu an bu menhus icraatın bir şekilde içinde olan ama iftira mekanizmasından huzursuzluk duyan bazı ehl-i insaf, fırıldağın kimler tarafından çevrildiğini, kimlerin rol üstlendiğini, kimlerin kiralandığını biliyor ve belki bunları tek tek ifşa etmek için uygun zamanı bekliyor. Vicdanları el vermiyor şer şebekesinin korkunç iftirasına. Müfteriler ise bugünkü coşkunluk içinde sermest olmanın körlüğünü yaşamakta. Kanun dışı işlerinin -hukuksuzluğu koruyan yasalara rağmen- bir gün kendilerine sorulacağını unutuyor. Oysa hukuk dışına çıkan herkes için dolu bir uyku haramdır bu ülkede; kim olursa olsun, hangi makamı işgal ederse etsin bir gün sabah aydınlığında hesaba çekilmek onların kaderinde vardır…

Yandaşların en yüzsüzü, geçenlerde işaret fişeği mahiyetinde iftira kampanyasına başladı. Devamını getirenler kendi suç dosyalarını kabartır. Allah’tan korkmadan, kuldan utanmadan yapılacak bu kirli propagandanın merkezi de biliniyor, aktörleri de. Başta TSK olmak üzere devletin önemli birimlerine bu tür yalan dolanı nakleden kişi(ler) ile “Terör örgütleri ile masaya oturanlar”ın aynı insanlar olması tesadüf müdür Allah aşkına! Mesele sadece PKK da değil. El Nusra’yı, El Kaide’yi, IŞİD’i, Hizbullah’ı, Selam Tevhid’i Türkiye’nin başına bela edenlerden bahsediyoruz. Aynı bedbaht zihniyetin devlet zırhına bürünerek yüz yıllık bir camiaya iftira etmeye yeltenmesi manidar değil mi?

Camia’nın ve Fethullah Gülen Hocaefendi’nin teröre karşı heybetli duruşu bellidir, defalarca test edilmiştir. Tavır gayet net ve asildir: İster etnik kimlik kullanılsın, isterse dinî söylemlere sığınılsın, terör insanlık suçudur. El Kaide karşısında ‘siyasal İslamcılar’ dut yemiş bülbül gibi suskunluğa gömülmüşken Hocaefendi, “Müslüman terörist olamaz, terörist Müslüman olamaz!” diye haykırmış, terörist olanın İslam’dan çıktığını, katil olduğunu beyan etmiştir. Aynı manzara IŞİD ortaya çıktığında da yaşanmadı mı? Hal böyleyken devlet imkânlarını kullanarak koskoca bir kitleye iftira atmak mümkün mü?

Kara propaganda yapmayı âdet haline getirenler ısrarla iki damardan ilerliyor: 1- Eline ne tutuşturulsa onu tekrar etmeye amade medya kuruluşları. 2- Anayasaya aykırı bir şekilde hukuksuz işlemlerde bile koruma altına alınan MİT. Ortaya çıkan imaj o ki istihbarat teşkilatı hiçbir dönemde bu kadar bir parti ve kişi menfaati için kullanılmadı. Bazı çevrelerce sürekli kutsanması bu şüpheleri kuvvetlendirdi maalesef…

Şu gerçeği asla unutmamak lazım: Susurluk kazasından sonra Emniyet Teşkilatı mercek altına alındı, sigaya çekildi. Ergenekon davası sonrasında TSK da mercek altına alındı ve o muktedir yapı çok ağır bir sınava tabi tutuldu. MİT daha hiç hesaba çekilmedi, mercek altına alınmadı, icraatları hukuk nezdinde sorgulanmadı. On sene önce kim tahmin edebilirdi ki Silahlı Kuvvetler darbe davaları ile adaletin huzuruna çıkarılsın. Hele 28 Şubat’taki o mütehakkim gücüyle toplumu, medyayı, siyaseti dizayn etmişken. MİT, diğer güvenlik birimlerinin geçtiği süreçten ders çıkarmaz, hukuk dışı işlere pervasızca bulaşırsa, korkarım, hem kendine hem devlete zarar verecek. Hiçbir demokratik hukuk devleti yoktur ki istihbarat teşkilatı ilelebet karanlık senaryolarda kullanılsın ve hukuk karşısında sonsuza kadar layüsel tutulsun…

İlle de birilerine “Terör örgütü ile ilişkisi var” denecekse o kişileri uzakta aramaya, masum insanlara iftira atmaya gerek yok. Her kim teröristle masaya oturdu ise onlara taviz üstüne taviz verdiyse, oyalıyorum derken şantaj ve tehdit altında inim inim inliyorsa işte o kişilerdir “terörle işbirliği yapanlar”. Gerisi yalandır, iftiradır, kalleşliktir, münafıklıktır ve mutlaka hukuk ve tarih bunun hesabını soracaktır…

Birleşen Gönüller

Gerçek hayat öykülerinden derlenmiş destansı bir film Birleşen Gönüller. Seyrederken içiniz bazen hüzünle bazen neşeyle doluyor. Bir yandan ahir zaman gariplerine mekân olmuş gurbeti yaşıyorsunuz; diğer yandan onca olumsuz duruma aldırış etmeden hak yolunda yürüyen insanların azmine hayran kalıyorsunuz. Kurgu güzel, çekimler kaliteli, oyuncular başarılı. Okur Buluşmaları’ndan bir fırsatını bulup seyrettim. Birleşen Gönüller’i pek çok açıdan önemli buldum. Onca gürültü-şamataya rağmen böyle kaliteli bir film yapılması bile başlı başına alkışı hak ediyor. Üstelik, zerre miktar şüphem(iz) yok ki, bir gün toz duman ortadan kalkacak, yalan ve iftiralara rağmen yaşatma idealiyle dopdolu insanların insan sevgisi daha görünür hale gelecek. İşte o zaman bu gerçek öyküler daha net anlaşılacak. Utananlar olacak kuşkusuz o gün. Bir rüzgârla savrulup gidenler için, “Bugün size kınama yok” denecek ve herkes görecek ki bağırıp çağırarak yapılan baskılar her şeye hükmetse bile gönüllere hükmedemeyecek… Emeği geçenlere teşekkür ederim…

Değer mi Allah aşkına?

Son günlerde Türkiye hakkında yurtdışında çıkan yazılara bakınca üzülmemek, kahrolmamak mümkün değil. “Ak Saray” için yapılan masrafın resmî makamlarca açıklanmasından sonra ortaya çıkan manzara kimi mutlu edebilir ki! Bin odalı devasa bir saray; üstelik mahkeme kararına rağmen yapıldığı için adeta gecekondu hükmünde heyula bir bina. Ve ne yazık ki Başbakanlık makamı için yapıldığı defalarca söylenmesine rağmen, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasıyla Başbakanlık’tan alınıp Cumhurbaşkanlığı’na verilen eşi benzeri dünyada bile az bulunan koskocaman bir yapı. Şatafat, debdebe, lüks çağrışımı yaptığı için hemen herkeste bir kızgınlığa; en azından burukluğa yol açan bir kompleks. Ve maalesef imajı yerle bir edilmiş bir Türkiye.

Amerikan basınında onlarca yazı çıktı “Ak Saray” üzerine. İngiltere’de, Almanya’da ayıplayıcı neşriyat yetmiyormuş gibi İslam ülkelerinde de ‘saray’ımızı diline dolayanlar oldu. Çokça israf etmekle suçlanan Suudi Arabistan’da bile basın çok ağır eleştiriler neşretti hakkında. El Arabiya, Saray’ı Çavuşesku ve Hitler’in o aşırı lüks sarayları ile mukayese etmiş. Batı basınındaki Çavuşesku Sarayı yakıştırması İslam dünyasına da sıçramış demek ki.

Hükümet ve parti içinde de “Saray” huzursuzluğu olduğu aşikâr. İsraf hakkında sarf edilen sözlerde bunu herkes görüyor. Bu tür debdebe ve şatafatın İslamî olmadığı da çok net. Hal böyle olunca, “Oh olsun, rezil oldunuz dünyaya” demek mümkün değil; çünkü dünyadan biraz daha kâm almak için yapılan bazı şeyler hem bu ülkeye çok zarar veriyor hem de iddia ettiğiniz kimlik yüzünden İslam’a.

Sakın ‘büyük devlet’ imajından bahsetmeyin. Hz. Muhammed (sas) hasır üstünde yatar, dünyanın en sade insanı sıfatıyla yöneticileri israftan men ederdi. Büyük sahabe Ebu Zerr (ra), Şam valisinin görkemli sarayını görünce kükremiş, Hz. Muhammed’i (sas) örnek vermiş ve “Bu sarayı kendi paranla yapmışsan israf, halkın parası ile yapmışsan haram.” demişti. Sahi kimi örnek aldınız, kimin arkasından gidiyorsunuz?

Bir Yanıt to “İftiranın en büyüğü!”

  1. Reblogged this on Habersiz kalmayin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: