Sanal Alemde Curali'ye Hoşgeldiniz!

(((26 Mayis 1999)))

  • Mehmet DURAN Editör:

  • Misafir Defteri

    Misafir Defteri
  • Canli Radyo

    curaliradyo-width1
  • Curali Hava Durumu

  • Curali Rehber

  • Curali Avrupa Rehber

  • Çayıralan Kaymakamlığı

  • Çayıralan ve Köyleri Der.

  • ŞEHİRLER ARASI MESAFE

  • Destanlar

  • Çayıralan Mermer

  • Kubbealti

  • Curali Şenlik

[Suskun Türkiye -4] Muhafazakârlar

Posted by Mehmet Duran 20 Kasım 2009

   Belki bazıları için tuhaf gelecek ancak önce şu gerçeğin altını çizmek zorundayız: Türkiye’de en sindirilmiş zümre muhafazakârlardır; üstelik en geniş kitle olmalarına rağmen…
Ekrem Dumanli.       Bu sindirilmişlik sadece kolluk kuvvetleriyle yapılan bir baskı sonucu oluşmadı. Tabii ki polis eliyle, jandarma marifetiyle, istihbarat vasıtasıyla yapılan baskılar da çok etkili oldu. Ancak hiçbir baskı, bu büyük kitleyi dışlama, aşağılama, illegalmiş gibi göstermek kadar etkili olamadı. İrtica adı verilen ve muğlak manasıyla ne kastedildiği tam bilinemeyen suçlamalar korkunç bir heyula gibi muhafazakâr kitlenin peşini hiç bırakmadı. Halbuki sürekli zan altında tutulan bu kitlenin kanunlara karşı gelmek aklının ucundan bile geçmedi, asla silahlı bir mücadeleyle hak talep etmeyi düşünmedi. Bu tip düşüncelerle yola çıkan marjinal grupların karşısına hep onlar dikildi ve ‘Fitne katilden beterdir’ ayetine sığınarak sosyal barışı tesis etti.AÇILIMLARA EN BÜYÜK DESTEK KİTLE

Sosyal kaynaşmaya verdiği onca katkıya rağmen muhafazakâr kesim, çoğu kez itilip kakıldı, horlandı, aşağılandı. En tabii ve demokratik hakları bile zaman zaman gasp edildi. Sistemin elitleri tarafından muhafazakârlara köylü, taşralı, cahil; hatta ayak takımı muamelesi yapılması, belli bir oranda kırgınlığa yol açsa bile bu, zaman içinde bir değişim ve dönüşümün de tetikleyicisi oldu. Anadolu kaplanlarını motive eden unsurlardan biri de bu hor görülme duygusudur. Üstelik bu duygunun altında da ezilmedi bu insanlar. İntikam ya da rövanş duygusuyla yaklaşılmadı; hatta tam tersine, demokratik bir olgunluk çizgisi yakalanarak reformların öncülüğünü muhafazakâr kesimler temsil etmeye başladı. Mesela AB sürecine muhafazakâr kitleler olumsuz baksaydı bu kadar mesafe alınamazdı. Gayrimüslim azınlıklara haklar tanınmasına dindar kitleler destek vermeseydi azınlıkların demokratik talepleri bu kadar yankı uyandırmazdı. Alevi ve Kürt açılımı gibi kritik konulara muhafazakâr taban sıcak bakmasaydı bu mevzularda bu kadar cesur adım atılamazdı.

Muhafazakâr kesim hemen her demokratik hamleyi niçin pozitif karşılıyor? Çünkü demokratik reformlara en çok onlar ihtiyaç duyuyor. Çünkü temel hak ve özgürlükler konusunda en mağdur durumda olanlar da onlar. Vaktiyle (ve kısmen devam eden bir mahiyette) en sindirilmiş, en bezdirilmiş, en kıstırılmış kitledir muhafazakâr insanlar. Olağan şüpheliler listesi en önce onları işaretlemiş, post modern darbelerde onlar hedef gösterilmiş, bütün darbe ve muhtıralarda onlar üzerinden derin planlar kurulmuştur.

Gelmiş geçmiş bütün siyasi iktidarların dindar-muhafazakâr kitleleri memnun etme vaadi olmasına rağmen bu insanların mağduriyetinin devam etmesi, bizim ülkemize mahsus iktidar-muktedir kavgasının sonucudur. Kendilerini rejimin gerçek sahibi ve sistemin efendisi olarak görenler sivil ve askerî bürokraside, yargıda, medyada öyle muhkem mevkiler tesis etmiş ki sandıktan kim çıkarsa çıksın bazı antidemokratik yasaklar devam ediyor.

Burada ‘Niçin AK Parti gibi kendini demokrat-muhafazakâr tanımlayan bir parti bile bu konularda mesafe alamıyor?’ ya da ‘Mesafe alınmakta bu kadar zorlanıldığı halde niçin bu kitleler AK Parti’ye destek veriyor?’ gibi sorular gündeme geliyor. İlk sorunun muhafazakâr kitlede karşılığı şudur: ‘AK Parti de tıpkı diğer muhafazakâr kesimler gibi seçkin ve etkin bir zümrenin ‘Bitirme planlarıyla ‘karşı karşıya’. Yani siyasi iktidara direnen ve en temel konularda bile hayatı zehir eden statüko ile başörtüsünden Kur’an kursuna kadar her konuda yasakçı ve baskıcı tutum sergileyen tutucular aynı.’ Dolayısıyla ‘Bu yanlışın sorumlusu AK Parti değil’ diye düşünüyor insanlar.

AK Parti’ye verilen geniş destek konusunda asıl suçlu ise AK Parti’ye alternatif oluşturamayan partilerdir. Muhafazakâr kesime sempatik gelecek ‘merkez sağ’ iddiasındaki partiler girdikleri derin ilişkilerin yüzünden tek tek eridi, tel tel döküldü. Şimdi bile Ergenekon zanlılarına destek veriyorlar. Cindoruk’un parti genel kurulunda Ergenekon’a verdiği destek DP’lilerin bile içine sinmiş değil. MHP’nin muhafazakâr kitlelerden uzaklaşması bile AK Parti’yi muhafazakârlar için alternatifsiz kılıyor. Burada suçu seçmende değil, hatta AK Parti’de değil, merkezde siyaset yapmak isteyen sağcı partilerde aramak daha doğrudur…

Başörtüsünün üniversitelerde hâlâ yasak olmasının sistemce bir mantığı bulunmakta. ‘Siz sandıktan iktidar çıksanız bile mühür bizdedir’ diyen halktan tamamen kopuk egemen güçler, bu yasağı bir sembol haline getirmişlerdir. İlk mektepte ya da ortaokulda çocuğunu her türlü kursa yazdırabilen aileler evlatlarını Kur’an kursuna göndermiyor. Niçin? Mantıklı bir cevabı yok. 28 Şubat darbesi sırasında hükümete silah zoruyla kabul ettirilen bir hüküm ortadan kaldırılamıyor; çünkü statüko hadiseye sosyal gerçeklik açısından değil, sembolik kavgalar penceresinden bakıyor. Ya onca yıldır imam hatip öğrencilerine uygulanan olağan şüpheliler muamelesi? Sanırsınız Milli Eğitim’in denetimi dışında bir yapıdan bahsediliyor, sanırsınız müfredatı belli olamayan bir okuldan bahsediliyor, sanırsınız mezunları arasında adı büyük suçlara karışmış insanların gittiği okullardan bahsediliyor…

Konu bunlarla da sınırlı değil. Bir cinnet korosu var ki hiçbir dönemde susmadı, susmuyor. ‘Devlete sızmak’ diye bir suç icat edilmiş mesela. İlk duyan sanıyor ki yabancı bir ülkenin vatandaşı devletimize sızıyor. Hayır. Bahsi geçen bu ülkenin vatandaşları; üstelik bunlar vergilerini ödüyor, vatandaşlık görevlerini yerine getiriyor vs. Problem ne? Sistem tarafından biçilen ideolojik kalıba muhafazakâr insanlar sığdırılamıyor. Aslolan da bu değil mi? Katılımcı ve çoğulcu demokrasi bu değil mi?

İnsanlara öteki muamelesi yapan ve onları sistemin dışına itmeye yeltenen bu bakış açısının ürettiği bir yığın kirli tabir var. Takunyalılar, hacı-hoca takımı, gericiler, yobazlar… Okul açsanız ‘tarikat okulları’ derler, pansiyon işletseniz ‘Cemaat yurdu’ derler… Kanunlara harfiyen riayet eden bu insanların en sivil haklarını kullanarak faaliyet yürütmeleri bir suç mudur? Hayır. Peki neden illegal bir yapıdan bahseder gibi insanlar baskı altında tutuluyor? Sebebi açık: Kendilerini devletin asıl sahibi sayanlar, çevrenin merkeze gelerek yönetime ortak olmasını içine sindiremiyor ve aslı sınıf mücadelesine dayanan bir refleksle insanları dışlayarak eski saltanatlarına devam etmek istiyor. Vatandaşın karşısına geçip de ‘Biz elitiz, onlar taşralı’ diyemeyenler meseleyi ideolojik ambalajlara sarıp sarmalıyor ve ‘müesses nizamın bekçilerini’ kışkırtarak sandıktan alamadıkları gücü onlar vasıtasıyla almak istiyor…

Muhafazakâr kitleler susmayı tercih ediyor. Bu suskunluğun bir kısmı makul ve mantıklı sebeplere dayanıyor. Mesela sokağa başkaları gibi dökülmek onların kültür atlasında bulunmayan bir protesto biçimi. Üstelik sokak üzerinden yürütülen tepkilerin nasıl tehlikeli manipülasyonlarla hangi mecraya doğru sürüklenebileceğine dair tecrübeleri de bulunmakta.

PSİKOLOJİK BASKININ SONUCU: EZİLMİŞLİK HALİ

Buna rağmen görünen o ki muhafazakâr kitlelerin hak aramaya yönelik hem cesarete ihtiyacı var hem de kendi inanç ve kültür kodlarına uygun metotlar geliştirmeye. Bunun hukuki bir çerçevede geliştirilmesi, demokratik bir zemine oturtulması, sivil toplum bilinciyle pekiştirilmesi gerekiyor. Ancak bütün bunların yapılabilmesi için her şeyden önce muhafazakârların kendilerine biçilen ve hiçbir gerçekliği olmayan deli gömleğini üzerlerinden atması şart. En tabii haklarını bile savunurken, en temel hizmetlerini bile yaparken sanki illegal bir şey yapıyormuşçasına takındıkları tavırdaki mahcubiyet ve ezilmişlik hali onlarca yıldır süregelen devlet korkusuyla ilgilidir ve tamamen psikolojik bir baskının sonucudur. Okul açmak, yurt yapmak, Kur’an kursu inşa etmek, işadamları dernekleri kurmak, sendika çalışmalarına ortak olmak, kültür-sanat gibi, medya gibi birikim ve donanım isteyen faaliyetlerde yer almak vs. kolay; ancak bütün bunları yaparken ezilip büzülmemek, meseleye ‘Biz de bu ülkenin en temel gerçeğiyiz’ diye bakmak zaman alıyor. Şimdi bu ahlakı geliştirme zamandır. Muhafazakârlar bir yandan konuşacak, kendi haklarını hukuk çerçevesinde arayacak; diğer yandan da bütün demokratik hak arayışlarının yanında yer alacak. İşte o zaman Türkiye gerçekten yaşanır bir ülke haline gelir ve demokrasisi herkesi gıptaya sevk edecek kadar köklü adımlar atmış olur…

Reklamlar

2 Yanıt to “[Suskun Türkiye -4] Muhafazakârlar”

  1. haydar baş said

    bu sindirme cematiniz vasıtasıylada oldu bunu neden yazmadınız….

    • Haydar Bas'in sahtekar oldugunu dünya alem biliyor said

      Siz adam olacaksinizda ben görecegim. Allah sizi islah etsin!

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s