Sanal Alemde Curali'ye Hoşgeldiniz!

(((26 Mayis 1999)))

  • Mehmet DURAN Editör:

  • Misafir Defteri

    Misafir Defteri
  • Canli Radyo

    curaliradyo-width1
  • Curali Hava Durumu

  • Curali Rehber

  • Curali Avrupa Rehber

  • Çayıralan Kaymakamlığı

  • Çayıralan ve Köyleri Der.

  • ŞEHİRLER ARASI MESAFE

  • Destanlar

  • Çayıralan Mermer

  • Kubbealti

  • Curali Şenlik

Üzerine Yemin Edilen ‘At’

Posted by Mehmet Duran 04 Ekim 2008

 Burak Bilal Bey, Sızıntı 2007 Aralık

 Sesli dinle:  http://newbahar.com/content/view/1281/26/

İnsan ile ortak bir kaderi paylaşan, ondan hiç ayrılmayan at, aynı zamanda 20. yüzyılın ortalarına kadar tarihin en önemli ulaşım vasıtasıdır. Anavatanı Asya’dan diğer kıtalara insanla beraber göç eden at, ilk ehlileştirilen hayvanlardandır. İnsanın bulunduğu hemen her yerde, at da yerini almıştır. At; edebiyat ve sanata da en fazla konu olmuş varlıklardan biridir.

Atların ırkları ve renkleri

İnsanlar, farklı iklimlerde yaşayan at ırklarından çeşitli metotlarla yeni at ırkları yetiştirmişlerdir. Orta Asya iklimine en iyi uyum sağlayan at türü, Prezewalski (Equus przewalskii) ile Tarpan’dır. Prezewalski, Moğollar tarafından hâlâ yetiştirilmektedir. Tarpan’a 1750’li yıllara kadar Kırım’da rastlanıyordu. Kaynaklardan atın ilk olarak Orta Asya’da, MÖ 3.000 yıllarında ehlileştirildiği anlaşılmaktadır. Mezopotamya’da MÖ 4.000 yıllarına ait kalıntılarda, at resimleri bulunmuştur.

Atlar ırklarına, yaptıkları işlere, yetiştikleri bölgelere göre gruplandırılabilir; ancak genel olarak soğukkanlı ve sıcakkanlı ırklar olarak ikiye ayrılır. Bu durum, atların vücut sıcaklığıyla alâkalı değildir. Soğukkanlı ırklar; kuzeyde yetişen, oldukça soğuk iklim şartlarına dayanıklı, kasları daha güçlü olan, iri ve sakin atlardır. Günümüzde, soğukkanlı ırklar eskiye nazaran önemini kaybetmiştir. Güneyde sıcak ve ılıman iklimlere uyum sağlamış olan sıcakkanlı ırklar ise, diğerlerine göre daha zayıf ve doğurgandır. Bunlar daha çok yarışlarda ve spor faaliyetlerinde kullanılır. Sıcakkanlı ırklar, Türkiye, Suriye, Arabistan, İran, Türkistan ve Kuzey Afrika’da yaşar. Sıcakkanlı ırkların en meşhurları, Arap atı ve aynı soydan gelen İngiliz atıdır. Bunlardan başka Akhal Teke, Mustang, Hafflinger; Hollanda sıcakkanlı atı ve Friesian atı; İngiltere’de dünyanın en iri atı olan Shire ve Clydesdale; Fransa’da Perchreon, Almanya’da Noriker mühim at ırklarına misâl verilebilir. Babası ve anası aynı ırktan olan atlara, ‘safkan’ denir. Yalnız anası veya babası safkan olan atlar ise, ‘yarımkan atlar’ diye isimlendirilir. Bunlar arasında binek atından, araba atına kadar birçok tipe rastlanır.

Atın yavrusuna tay, damızlık erkek ata aygır, dişiye kısrak, at sürüsüne yılkı, koşum atlarının erkeğine beygir denir.

Her canlının kendine has bir dış görünüşü olduğu gibi, at ırklarının da kendilerine has ayırt edici hususiyetleri vardır. Atların vücutlarındaki renkler don olarak adlandırılmaktadır. Siyah ata yağız, kırmızı ata al, beyaz ata kır; vücudu kırmızı, ayakları siyah ata doru denmektedir. Türkler arasında doru en makbul at sayılmıştır.
Baş ve ayaklarda beyaz kıllardan oluşan nişane adlı lekeler, atın kimliğini ifade eden önemli işaretlerdir. Atların alınlarındaki yuvarlak beyaz leke kartopu, burunlarının üzerindeki uzun beyaz leke akıtma, dudaklarındaki beyaz leke abraş, ayaklarındaki beyaz lekeler ise seki olarak isimlendirilir.

Atların koşma şekilleri

Image Atın insanlık için önemi, hiç şüphesiz ona hızlı koşma ve binicisini taşıma kabiliyeti verilmiş olmasındandır. Atın normal yürüyüşüne adeta (adımlama-saatte 6 km) denmektedir. Bu, dört zamanlı bir yürüyüştür ve bütün ayaklar birbirinden bağımsız hareket eder. At, yürüme esnasında biraz daha hızlanırsa ve dört zamanlı adımlarını bir âhenk içinde iki zamanlı hâle getirirse, buna süratli (tırıs-saatte 20 km) denir. Atın süratli koşmasının başka bir şekli de rahvan olarak adlandırılır. Süratli ile rahvan arasındaki en mühim fark, süratlide çapraz ön ve arka ayakların aynı anda hareket etmesi; rahvanda ise, aynı taraftaki ön ve arka ayakların beraber adım atmasıdır. Türk milletinin en sevdiği yürüyüş şekli rahvandır; çünkü bu yürüyüş, süvarisini ve atı yormamaktadır. Uzun süren takiplerde dörtnala kaçan ordular zamanla yoruldukları için, rahvan yürüyüşlü atlarıyla gelen Osmanlı süvarileri tarafından yakalanmış ve bertaraf edilmiştir. Atın en hızlı yürüyüş şekli dörtnaldır(saatte 50 km). Üç zamanlı bir yürüyüş olan dörtnalda bir uçma fazı vardır. Bahsedilen diğer yürüme türlerinde atın ayaklarından en az biri muhakkak yere temas ederken, dörtnalın son fazında atın ayakları yerden kesilir ve at ilk adımını atarak tekrar hareketine devam eder. Yarış atı olarak yetiştirilenler saatte 60 km hıza ulaşabilir. Atların insanların çeşitli ihtiyaçlarını karşılayabilecek tarz ve donanımda yaratılmış olması Allah’ın insanlığa bir lütfudur.

At, binicisinin verdiği komuta göre hareket eder. Binici ne tarafa gitmek istediğini küçük bir hareketle ona iletir ve bu hareket, atın ânında yaptığı bir manevra ile neticelenir. Bu hususiyet, savaş meydanlarında atın, süvarilerin hareketlerine büyük katkı yapmasını temin etmektedir. Çünkü gözlük takılmayan atlar sahibinden daha geniş bir açıyı görebildiği için, düşman saldırısını sahibinden önce hissedip manevra yapabilir. Atlar, insanlarla hissî bağ kurabilen hayvanlardan biri olarak, binicisinin hareketine göre istenen yönü hemen algılayıp oraya doğru meyleder.

Atlar nasıl görür?

Image Atlara gözlerini birbirinden bağımsız (monoküler görüş) kullanabilme vasfı bahşedilmiştir. Diğer bir deyişle atlarda her göz, bağımsız olarak ayrı cisimleri görebilir. Bu durum atlara yanlardan, önden ve arkadan panoramik bir görüntü sağlar. Başın iki yanına yerleştirilmiş gözlerden her biri, etrafı 160–170 derecelik açı ile görür. Dolayısıyla toplam 320–340 dereceyi bulan görüş açısıyla at, insanlara kıyasla daha geniş bir sahayı görür. Bu durum atın, başını düzgün bir şekilde ileri doğru tutarken kuyruğunun arkası hariç etrafındaki her şeyi görebilmesini sağlar. Bu yüzden çevredeki hâdiseler atları ürkütmesin diye atgözlüğü geliştirilmiştir. Atlar, bir cismi net görmek istediklerinde yüzünü o cisme çevirir. Bu durum, atların iki gözünü birden kullanarak insanlarda olduğu gibi binoküler olarak görmelerini sağlar. Atlar, bu şekilde baktığında, mesafeleri ayırt edebilir; ancak daha dar bir sahayı görür. Atların göz mercekleri esnek değildir.

Retinanın alt kısmı, üst kısmına göre göz merceğine daha yakındır. Bu sebeple bir cisme değişik uzaklıklardan odaklanabilirler. Bu odaklanmanın olabilmesi için, atın başını aşağı veya yukarı kaldırması yeterlidir. Bu şekilde cismin uzaklığına göre odaklama yapılarak cismin görüntüsünün retina üzerine net şekilde düşürülmesi sağlanır. Kendilerine verilen bu mükemmel kabiliyet vesilesiyle at, atlayacağı engelin uzaklığını ve sıçrayacağı noktayı kolaylıkla ayarlayabilir.

Feraset kelimesi Arapça fe-ra-se yani at kelimesinden türetilmiştir ve at gibi geniş bir bakış açısına sahip olma mânâsını da taşımaktadır. Eşya ve hâdiseler karşısında isabetli yorum ve düşünceleriyle ileri görüşlülüğünü bildiğimiz bazı insanlar vardır ki, biz onları firâset sahibi olarak vasıflandırırız. Ayrıca Efendimiz (sas) müminlerin ayırt edici vasıflarından biri olarak feraset sahibi olmayı nazara vermiştir.

Atlar nasıl duyar?

İnsanlarla karşılaştırıldığında atların yüksek frekans aralığına sahip dalga boylarındaki seslere daha fazla, düşük frekanslara karşı da daha az hassas oldukları söylenebilir. İnsanlardan farklı olarak atların kulakları, kulak kepçelerini sesin kaynağına yönlendirebilecek bir hareketlilikte yaratılmıştır. Bunun için insanlarda kulak kepçesini kontrol eden yalnız üç adet kas varken, atlarda bu kasların sayısı ondur. Kulak kepçelerinin öne, arkaya, sağa ve sola hareket edebilecek evsafta yaratılmış olması, atların duyma kabiliyetinin, insanlara göre çok daha hassas olduğunu göstermektedir.

Ayrıca atların kulak kepçelerinin pozisyonu, atın ruh hâli hakkında da bilgi verir. At, heyecanlı olduğunda, tanımadığı bir ortamda ve diğer atlardan ayrı kaldığı zamanlarda kulaklarını bir periskop gibi öne-arkaya, sağa-sola döndürerek sesleri tanımaya çalışır. Dikilmiş kulaklar, atın irkildiğini veya bir noktaya odaklandığını gösterirken; ileri doğru uzatılmış kulaklar, dikkatini toplamış, yaptığı işten mutlu bir atın göstergesidir. At; korktuğu, ürktüğü, sinirlendiği veya acı hissettiği zaman, kulaklarını geriye doğru hareket ettirir. Bu durumda atın kendini tehlikede hissetmesi sebebiyle ısırarak veya tekme atarak tehlikeyi uzaklaştırma ihtimali olduğu için, öncelikle güveni kazanılmalı ve ona kendisine zarar gelmeyeceği hissettirilmelidir. Bunu hisseden at, kulaklarını normal konumuna getirir ve güven duyduğu kişi veya hayvana yaklaşmaya başlar.

Atlar, ses tonuna karşı da hassastır; sinirlilik ifadesi olan sert tonla, sevgi ifadesi olan yumuşak tonları çok iyi bir şekilde ayırt edebilirler. Hissetme kabiliyetleri, koku alma ve işitme hassalarıyla birleştiğinde atlar; suyu, ateşi ve birçok tehlikeyi uzaktan fark edebilir. Atlar, kuvvetli bir hafızayla yaratılmış olduklarından daha önce korktukları herhangi bir nesne, canlı veya mekândan sürekli çekinirler. Hassas yön bulma kabiliyeti sayesinde geceleri bile tavlanın (at barınağı) yolunu bulabilirler. Eğer at, geçeceği yol veya araziden daha önce geçmiş ise karanlıkta dahi yolunu kaybetmez.

Atların vücut yapısı

Atların boylarının tespiti için cidago (iki omuz kemiği arasında ikinci ve on ikinci sırt omurlarının arasındaki bölge) bölgesi esas alınır. Atın vücut ağırlığının % 60’ını ön bacaklar, % 40’ını da arka bacaklar taşır. Bu duruma göre ön bacaklara daha fazla yük binmektedir. Atın ön bacakları gövdeye sağlam bir kas sistemi ile bağlanmıştır. Bu, atın koşması sırasında yerden gelen darbelerin biniciler tarafından hissedilmemesi için çok mühim bir hususiyettir. Atın vücut ağırlığının % 60’ı binicisinin ağırlığı ile birleştiğinde ön ayaklara daha da fazla yük binmektedir. Bu durum, atlardaki sakatlanmaların büyük bir nispette ön bacaklarda meydana gelmesini netice vermektedir. Ön bacakların vücuda kaslarla birleşmesinin yanında parmak kemikleri ile incik kemiği arasındaki topuk eklemi ve daha aşağıdaki parmak eklemleri; atlama, koşma ve yürüme esnasında yerden gelen darbeleri yumuşatarak yukarıya doğru iletir. Omuz bağlantısına yardımcı olan bu eklemler, normalden daha çok gerilerek, kısmen amortisör vazifesi yaparlar.
 
Florida Üniversitesi’nden araştırmacılar, 2002 yılında gerçekleştirdikleri bir çalışmada, atların bacağındaki üçüncü metakarpal kemiğine, evrimle izahı mümkün olmayan son derece mükemmel bir sistemin yerleştirilmiş olduğunu keşfetmişlerdir. Buna göre, yaklaşık 25 cm uzunluğundaki kemik üzerinde bulunan ve kan damarlarının geçişini sağlayan, fasulye büyüklüğünde bir delik, basıncı tolere edecek şekilde ayarlanmıştır. Lâboratuvar testlerinde defalarca kemiği kırma girişiminde bulunan bilim adamları, kemiğin delikten dolayı bu bölgeden kırılmadığını tespit ettiler. Çünkü delik çevresindeki kemik dokunun lifleri ve dairevî bir dizilim gösteren hücre toplulukları (Havers sistemi) basıncı geniş bir yüzeye dağıtacak ve atın bacağının bu noktadan kırılmasını engelleyecek şekilde yaratılmıştır. Bu mükemmel sistem, dikkate değer bulunduğu için bir mühendis, bunu uçak gövdelerinde kablo geçişlerinin sağlandığı deliklere taklit edebilmek gayesiyle NASA’dan finansman sağlayarak çalışmalara başlamıştır.
 
Atın tırnağı Atların belirgin hususiyetlerinden biri de, tek tırnaklı olmalarıdır. Toynak olarak adlandırılan bu ölü keratin yapı çok serttir ve alttaki canlı hücrelerin bölünmesiyle sürekli uzar. Bu tırnaklar atların yürümeleri esnasında aşınmakta ve alttan gelen yeni tırnak dokuları diğerlerinin yerine geçmektedir. Karbon, azot, oksijen, hidrojen ve kükürt gibi maddeler ihtiva eden tırnaklar, ısıyı fazla iletmeyecek şekilde yaratılmıştır. Tırnağın içindeki canlı ve yumuşak kısımlar, kışın soğuğu, yazın ise sıcağı hissetmez. Sert ve katı görünen tırnak ile canlı doku arasında mükemmel bir süspansiyon sistemi mevcuttur. Atlar oldukça sert bir zeminde yürüseler de bu sertlik, canlı dokuya tesir etmez. At, ayağını yere bastığında tabandan içe doğru bir baskı gelir ve basınç ortaya çıkar.

Tırnağın arka kısımları yani ökçeler, yanlara doğru açılır. Ön kısmın yukarısında çok hafif bir daralma olur. Ayak yerden kalkınca eski hâlini alır. Her adım atışta bu sistem ile tırnağın canlı dokularına kan gelir ve gelen kanın yukarıya doğru pompalanması sağlanır. Böylece tırnak, iyi bir şekilde beslenmiş olur, bu da onun uzamasını sağlar. Yaklaşık 1,5 m yükseklikten atlayan bir atın tırnağı, yere bastığında 10–12 ton basınca mâruz kalır. Atların yetersiz ve dengesiz beslenmeleri, tırnağın aşınabilmesi için yeterli büyüklükte arazinin olmaması, ağır yükler taşıması gibi durumlar, tırnakların değişik bölgelerinde çatlamalara ve bilhassa uç kısımlarında kırılmalara sebep olmaktadır. Buna benzer sebeplerden kaynaklanan bozuklukları önlemek için atların tırnaklarına bulundukları ülkelerin geleneklerine göre değişen tiplerde metalden yapılan nallar çakılır.

Sadece tırnağının yapısı hakkındaki çalışmalar bile, ‘atın köpek büyüklüğünde, beş parmaklı bir hayvandan tesadüfî mutasyonlarla giderek büyüdüğünü ve tek tırnaklı hâle dönüştüğünü’ söyleyen evrimcilerin iddialarının ne kadar mesnetsiz olduğunu göstermektedir. Kur’ân’ın, tırnağını nazara vererek attan; “Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.” (Sad/31) şeklinde bahsetmesi de oldukça mânidârdır.

Atın uykusu

Atlar; sığır ve koyunlara nispetle daha az uyur. Atlara ayakta uyuma ve dinlenme kabiliyeti verilmiştir. Boyundan sırta doğru uzanan bir kas ile ön ve arka bacaklardaki kasların hususi bir mekanizmayla kilitlenmesi, atın düşmeden uyuyabilmesini sağlar. Atların bazen açık havalarda güneşin sıcaklığından faydalanmak için yere yattıkları olur. Fakat yerde oldukları sürede solunum ve sindirim organları aşırı derecede basınca mâruz kaldığından, uzun süre yatamazlar. Uyumak için genelde günün en sıcak saatlerini tercih eder ve günde yedi saat kadar uyurlar. Ancak bu uyuma sürekli değil, kesintilidir.
Kur’ân’da; “Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.” (Adiyat / 1-6) şeklinde anlatılan atlar, tarih boyunca insanın en iyi yoldaşı olmuştur. Asrımızda her ne kadar günlük hayatımızın bir parçası olmaktan uzaklaştırılıp, hipodromlarda kumar gibi bir illete âlet ediliyor olsalar da onlar; cesaret ve asaletin remzi olarak varlıklarını sürdüreceklerdir.

 

Kaynaklar

-Arpacık R., At Yetiştiriciliği, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Ankara,1999.
-Florida Üniversitesi: From the Bone of a Horse, a New Idea for Aircraft Structures, 2 Aralık 2002.
-Timney B, Macuda T, Journal of the American Veterinary Medical Association Vol 218, No. 10, May 15, 2001.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s